‘Cumhurbaşkanına Hakaret’ Suçlamasıyla ne oldu?Türk yetkililer 2025 yılı boyunca 207 çocuğu ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ veya ‘Devlet kurumlarını küçümseme’ suçlamalarıyla mahkum etti.
Ve verilere göre, aynı yıl 309 reşit olmayan kişi, Türk Ceza Kanunu’nda tartışmalı iki maddeye dayalı olarak yargılamaya tabi tutuldu: Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili 299. madde ve devlete ve kurumlarına hakaret ile ilgili 301. madde.
Rakamlar, hakkında hüküm verilen reşit olmayan 152 kişinin, cezanın ertelenmesiyle cezalandırıldığını gösteriyor; bu da resmi bir mahkumiyet ile cezada kısmi bir hafifletmeyi birleştiren yargısal bir eğilimi yansıtıyor.
Hukuki çerçeve ve takibat kapsamının genişliği
Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi, ‘Cumhurbaşkanına Hakaret’ Suçlamasıyla hakkında dört yıla kadar hapis cezası öngörmekte olup, suç medya aracılığıyla işlenirse cezanın altıda bir oranında artırılabilmesi mümkündür.

301. madde ise devlete veya devlet kurumlarına hakareti suç saymakta olup, yorum esnekliği nedeniyle içeride ve uluslararası alanda sürekli tartışmalara yol açan bir maddedir.
Veriler, Türkiye’de her yıl binlerce kişinin bu maddeler uyarınca soruşturma, yargılama veya mahkumiyetle karşı karşıya kaldığını göstermekte ve bu maddeleri ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda en çok kullanılan hukuki metinler arasında yer almaktadır.
Başkanlık sistemine geçişten bu yana belirgin artış
Veriler, Temmuz 2018’de Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edilmesinden bu yana dava sayısında belirgin bir artış trendi göstermektedir; 299 ve 301. maddelerle ilgili dosya sayısı 2020 yılında 44.717 dava iken, 2025 yılında 59.780 davaya yükselmiştir.
Bu artış, önceki yıllarda kaydedilen rakamlarla keskin bir çelişki içindedir; Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla yapılan takibat sayısı 2014 yılında sadece 132 olmuştur; bu, Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak ilk kez seçildiği yıldır.
İnsan hakları eleştirileri ve uluslararası uyarılar
Bu yasalar sürekli olarak insan hakları örgütleri ve basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar tarafından eleştirilmektedir; bu kuruluşlar, yasaların ifade özgürlüğünü kısıtlamak ve hem gazetecileri, hem politikacıları hem de vatandaşları takip etmek için kullanıldığını, dolaylı ifade veya alay durumlarını bile kapsayabileceğini düşünmektedir.

Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2021 yılında 299. maddenin değiştirilmesi veya iptal edilmesini isteyen bir karar çıkarmış, devlet başkanına özel koruma tanınmasının kamu tartışmasını zayıflattığını ve muhalefet özgürlüğünü sınırladığını belirtmiştir.
Uluslararası örgütler de defalarca Türk hükümetini bu yasaları gözden geçirmeye çağırmış ve bunları demokratik standartlarla ve uluslararası olarak kabul edilmiş ifade özgürlüğü ile uyumsuz olarak nitelendirmiştir.
Gergin bir sosyal bağlam ve öğrenci protestoları
Bu gelişmeler, eğitim çevrelerinde bir gerilim durumu yaşandığı bir döneme denk geldi. Nisan 2025’te İstanbul’da lise ve üniversite öğrencileri, elit devlet okullarında yüzlerce öğretmenin yeniden atanmasına yönelik hükümet kararlarını protesto etti.
Öğrenciler protestolar sırasında “Lise öğrencileri boyun eğmez” gibi sloganlar attı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı “siyasi amaçlı tasfiye operasyonları” yürütmekle suçladı; bu sahne, gençler ile yetkililer arasındaki gerilimin genişlediğini göstermektedir.
okuyabilirsiniz: Türkiye, cezaevlerindeki mahkum sayısında Avrupa’da önde geliyor
Bu rakamlar ve olaylar, Türkiye’de hukuk ile politika arasında karmaşık bir etkileşimi yansıtmaktadır; zira yasal metinler, kamusal alan üzerinde doğrudan etkisi olan araçlara dönüşmektedir.

Cumhurbaşkanına Hakaret’ Suçlamasıyla
Yetkililer bu yasaların amacının devletin ve kurumlarının itibarını korumak olduğunu vurgularken, eleştirmenler bu yasaların özellikle uygulama kapsamı çeşitli eğitim seviyelerindeki çocukları ve gençleri de kapsayacak şekilde genişledikçe, eleştirel alanı sınırlamak için kullanıldığını düşünmektedir.
Ayrıca başkanlık sistemine geçişten sonra dava sayısının artması, iktidar ile kamusal ifadenin ilişkisinde yapısal bir dönüşüme işaret etmekte ve bu durum ülkedeki özgürlüklerin geleceği hakkındaki tartışmaları da güçlendirmektedir.


