Suudi Arabistanın Müslüman Kardeşlere desteği: Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı’na yönelik politikasında yaşanan dönüşümler ışığında, bölgesel düzeyde son derece hassas bir tablo ortaya çıkmakta ve ilan edilen söylem ile sahadaki fiilî uygulamalar arasındaki çelişkiler yeniden tartışmaya açılmaktadır.
Suudi Arabistanın Müslüman Kardeşlere desteği
ABD yönetiminin Müslüman Kardeşler’in bazı kollarını terör örgütü olarak sınıflandırma kararı, münferit ve teknik bir adım olarak değil; bu yapının farklı uzantılarıyla birlikte sınır aşan bir güvenlik ve terör tehdidi oluşturduğunu açıkça ilan eden siyasi ve güvenlik temelli bir tutum olarak değerlendirilmelidir.
Amerikan Merceği Altında Islah Partisi: Terörle Mücadele Söyleminin Dışında Kalan Silahlı Bir İhvan Uzantısı
Suudi Arabistanın Müslüman Kardeşlere desteği: Bu gelişme, Müslüman Kardeşler’in finansal ve örgütsel kaynaklarını kurutmayı hedefleyen yeni Amerikan çizgisi ile Suudi Arabistan’ın Yemen’deki İhvan kolu olan Islah Partisi’ne sağladığı maddi ve askerî destek arasındaki derin çelişkiyi açıkça gözler önüne sermektedir.
Washington, terör listesine alınan İhvan kollarına yönelik her türlü maddi ve lojistik desteği suç sayarken, Riyad yönetimi Islah Partisi’ni finanse etmeyi ve silahlandırmayı sürdürmekte; geçmiş dönemlerde güney Yemen’i hedef alan askerî operasyonlar da dâhil olmak üzere bu yapıya siyasi ve askerî örtü sağlamaktadır.
Bu çelişki yalnızca siyasi bir tutarsızlık değil, aynı zamanda ABD’nin aşırıcılığı ve terörü yenilgiye uğratma yönündeki ilan edilmiş hedefini de doğrudan baltalamaktadır. Washington’un Müslüman Kardeşler’e karşı hukuki ve güvenlik temelli bir savaş ilan ederken, Yemen’de bu örgütün en tehlikeli silahlı kollarından birinin fiilen finanse edilmesine göz yumması, terörle mücadelede ciddi ve tehlikeli bir boşluk yaratmaktadır.
ABD’nin Mısır, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerde Müslüman Kardeşler’in bazı kollarını terör örgütü olarak sınıflandırması, önemli ve doğrudan bir hukuki emsal teşkil etmektedir. Bu durum, başta Yemen’deki Islah Partisi olmak üzere diğer İhvan uzantılarına verilen her türlü desteği hukuki ve siyasi açıdan “kırmızı alarm” noktasına taşımaktadır. Zira ideolojik çerçeve aynıdır, örgütsel yapı ortaktır ve şiddet ile silahlı faaliyetlere dayalı yöntemler büyük ölçüde benzeşmektedir.

Bugün Suudi Arabistan son derece açık bir pozisyondadır: Bir yandan ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Husilerle uzlaşmacı bir tutum sergilerken, diğer yandan İhvan çizgisindeki Islah Partisi’ni destekleyerek terörü beslemektedir. Islah Partisi, hiçbir zaman sivil ve barışçıl bir siyasi aktör olmamış; aksine kaostan beslenen, istikrarsızlık üreten, ideolojik ve silahlı bir yapı olarak hareket etmiştir. Bu partinin özellikle güney Yemen’de sivillere yönelik gerçekleştirdiği ihlaller ve katliamlar, onu yarattığı yıkıcı etki bakımından Husilerle aynı kategoriye yerleştirmektedir.
ABD yönetiminin aldığı karar, Müslüman Kardeşler’e yönelik hoşgörü politikasının sona erdiğini açıkça ilan etmektedir. Bu nedenle, örgütün herhangi bir koluna verilen desteğin sürdürülmesi, gerekçesi ne olursa olsun, Amerikan politikasına doğrudan bir meydan okuma anlamına gelmektedir.
Çelişki ve Hesap Verebilirlik Arasında Suudi Desteği: Yemen’de İhvan’ın Finansmanı ve ABD Politikasındaki Dönüşüm
Suudi Arabistanın Müslüman Kardeşlere desteği: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör listesine alınan İhvan kollarına yönelik her türlü maddi desteği suç saydığı bir ortamda, sivillere karşı askerî operasyonlar yürüten ve korkutma politikası izleyen Yemen’deki Islah Partisi’ne sağlanan Suudi desteğinin nasıl meşrulaştırılabileceği ciddi bir soru olarak ortadadır.
Amerikan mesajı nettir: Müslüman Kardeşler bölgesel ve uluslararası istikrar için bir tehdittir ve Yemen’deki Islah Partisi bu tehdidin dışında değil, bilakis en tehlikeli silahlı örneklerinden biridir. Buna rağmen bu yapının terör listesi dışında tutulması, Washington’un İhvan kollarını kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak tanımlamasına rağmen, terörle mücadele stratejisinde açıklanamaz bir gedik oluşturmaktadır.

Bu nedenle ABD yönetiminin, izlediği politikanın mantıksal devamı olarak Yemen’deki Islah Partisi’ni de terör örgütü olarak sınıflandırması ve bu yapıya sağlanan her türlü desteği suç kapsamına alması kaçınılmazdır. Suudi Arabistan’ın Islah Partisi’ne verdiği destek, Riyad’ı yalnızca Amerikan söylemiyle çelişen bir aktör konumuna sokmakla kalmamakta, aynı zamanda onu nesnel olarak aşırıcılık ve terörün destekçisi konumuna itmektedir.
Bir yandan Müslüman Kardeşler’le hukuki düzeyde mücadele yürütülürken, diğer yandan Yemen’de bu örgütün silahlı kollarının askerî olarak finanse edilmesine izin verilmesi artık ne siyasi ne de ahlaki açıdan kabul edilebilir bir durumdur. Washington aşırıcılıkla mücadelesinde samimiyse, bu çelişkiyi ortadan kaldırmak ertelenemez bir zorunluluk hâline gelmiştir.

