Cuma, Mayıs 1, 2026

Türkiye insan haklarına saygı gösterdiği için kınanacak mı?

Paylaşmak

Türkiye insan haklarına saygı gösterdiği için kınanacak mı?Türkiye’deki insan hakları sahnesi, bir dizi BM özel raportörünün terörle mücadele mevzuatının insan hakları savunucularını ve avukatları zulmetmek için bir araç olarak kullanılması olarak nitelendirdikleri duruma ilişkin ciddi endişelerini dile getirmesinin ardından, uluslararası eleştirilerde önemli bir artışa tanık oluyor.

Türkiye insan haklarına saygı gösterdiği için kınanacak mı?

Bu endişeler, 23 Şubat 2026’da Türk hükümetine gönderilen ve daha sonra kamuoyuna açıklanan resmi bir mektupta dile getirildi ve insan hakları çalışmalarını hedef alan kovuşturmaların tekrar eden bir modelini ortaya koydu.

İnsan Hakları Savunucularının Sistematik Olarak Hedef Alınması

Türkiye insan haklarına, Türk yetkililerinin, özellikle İnsan Hakları Derneği’ni en önemli hedeflerden biri olarak belirleyerek, aktivistlere ve avukatlara karşı terör örgütüne üyelik ve terörizmi finanse etme gibi ciddi suçlamalar yöneltmeye devam ettiğini belirtti.

Raportörlere göre, bu eğilim, insan hakları çalışmalarını güvenlik şüphesi altına alan ve tüm sivil toplum ortamını tehdit eden bir yargısal gidişatı yansıtıyor.

Bireysel Vakalar Daha Geniş Bir Modeli Ortaya Koyuyor

Raportörler, bu eğilimi yansıtan birkaç vakayı vurguladı:

Türkiye insan haklarına

Hatica Onaran:  2024 yılında, cezaevi yönetmeliklerine uygun olarak ve cezaevi yönetiminin gözetimi altında gerçekleştirilen insani yardım kapsamında yoksul ve hasta mahkumlara küçük miktarlarda para gönderdiği gerekçesiyle “terörizmi finanse etmek” suçundan mahkum edildi. Kanser tedavisi gördüğü gerekçesiyle altı ay süreyle cezası ertelendikten sonra Şubat 2025’te serbest bırakıldı.

Osman Sözen, Suna Bilgin, Tuba Kahraman ve Mehmet Ağaten terör örgütüne üyelikle suçlandı. Sözen daha sonra Ocak 2026’daki bir duruşmada beraat etti ve bu da suçlamaların niteliği hakkındaki şüpheleri daha da artırdı.

Türkiye insan haklarına
Türkiye insan haklarına

İsmail Poyraz, öğretmenler sendikası protestosuna katılımından kaynaklanan yasadışı bir toplantıya katılmaktan soruşturuldu.

Avukat Sabri Güngen’in bir müvekkilini ziyaret ederken polis tarafından fiziksel saldırıya uğradığı bildirildi; bu olay, avukatların görevleri sırasında güvenliği konusunda özellikle endişelere yol açtı. “Terör finansmanı” kavramıyla ilgili yasal bir tartışma ortaya çıktı.

Raportörler, Onaran davasında terör finansmanı yasasının uygulanmasını “açık bir suistimal” olarak değerlendirdi ve hasta veya yoksul mahkumların temel ihtiyaçlarını karşılamak için yasal çerçeveler içinde ve resmi gözetim altında sınırlı mali yardım sağlamanın, uluslararası hukuka göre terör finansmanı tanımına girmediğini vurguladı.

 Bu değerlendirme, yerel yargı uygulamaları ile uluslararası standartlar arasında giderek büyüyen bir uçurumu ortaya koymaktadır.

Temel Hakların Potansiyel İhlalleri

BM uzmanları, keyfi tutuklamaların ve adil yargılama hakkının ihlalinin, özellikle kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma ve dernek kurma ve barışçıl toplanma özgürlüğü hakları açısından, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin ciddi ihlallerini oluşturabileceği endişesini dile getirdiler.

Genişleyen Baskıya İlişkin Yenilenen Uyarılar
Genişleyen Baskıya İlişkin Yenilenen Uyarılar

Ayrıca, Bilgin, Sözen ve Güngören gibi avukatlara çalışmalarını yürütürken yönelik tehdit ve saldırıların, insan hakları aktivizmlerine misilleme anlamına gelebileceği konusunda da uyardılar.

Genişleyen Baskıya İlişkin Yenilenen Uyarılar

31 Mart’ta yayınlanan bir sonraki açıklamada, Özel Raportörler uyarılarını yineleyerek, Türkiye’deki terörle mücadele mevzuatının giderek meşru insan hakları faaliyetlerini suç haline getirmek ve temel özgürlüklere kısıtlamalar getirmek için kullanıldığını vurguladılar. Bu gelişme, meselenin artık münferit olaylar değil, giderek artan uluslararası endişe kaynağı olan kurumsal bir eğilim olduğunu göstermektedir.

Birleşmiş Milletler, Türk makamlarından bu davalarla ilgili olarak, kovuşturmaların yasal dayanağı ve uluslararası insan hakları hukukuna uygunluğu da dahil olmak üzere ayrıntılı açıklamalar yapmalarını istedi.

 Ayrıca, avukatlar ve insan hakları savunucuları için güvenli bir ortam sağlanması, terörle mücadele yasalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesi, devam eden ihlallere son verilmesi ve kötü muameleden sorumlu olanların hesap vermesi gerektiğinin altını çizdi.

Ile ilgili:Türkiye’de Eğitimde Şiddet neden  Tartışması Büyüyor ?


Devamını oku

İlginizi çekebilir