Türkiye daha mı Depresyona girdi? Rakamlar her şeyi anlatıyor. Türkiye’de antidepresan tüketimi 2025 yılında en yüksek seviyesine ulaştı; bu gösterge, kötüleşen ekonomik koşulların ve artan yaşam baskılarının doğrudan bir yansıması olarak geniş çapta yorumlanıyor.
On yıldan kısa bir sürede, ülke genelinde satılan antidepresan paketlerinin sayısı 2016’daki 45,1 milyondan 2025’te 71,5 milyona yükseldi; bu da yaklaşık %60’lık bir artış anlamına geliyor ve konuyu kamu sağlığı ve sosyal istikrarla ilgili tartışmaların merkezine yerleştiriyor.
Muhalefet, ilaç kullanımını ekonomik zorluklarla ilişkilendiriyor.
Muhalefet politikacıları, bu keskin artışın ruh sağlığı hizmetlerinde bir iyileşmeyi veya tedaviye ilişkin farkındalığın artmasını değil, birikmiş ekonomik yüklerin doğrudan bir sonucu olduğunu savunuyor.
Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) liderlerinden biri, yoksulluğun, ekonomik kötü yönetimin ve toplumun büyük kesimleri için fırsat eksikliğinin, kolektif bir psikolojik çöküş olarak tanımladığı durumun başlıca nedenleri olduğunu ileri sürdü.
Türkiye daha mı Depresyona girdi?
İşsizliğin, günlük ihtiyaçların karşılanmasındaki zorluğun, artan borçların ve geleceğe dair sürekli kaygının vatandaşların ruh sağlığına derin zarar verdiğine dikkat çeken yetkili, antidepresan kullanım düzeylerinin halk sağlığı açısından endişe verici bir hal aldığını belirtti.

Yıllık Artış ve Yükselen Devlet Harcamaları
Özellikle, bu ilaçların tüketimi sadece bir yılda yaklaşık altı milyon ek paketle artmış ve bu da devletin bu ilaçlara yaptığı harcamalarda önemli bir artışla aynı zamana denk gelmiştir.
Antidepresanların kamu hazinesine maliyeti 2024’te 5,03 milyar liradan 2025’te 6,48 milyar liraya yükselmiştir.
Ekonomik politikaların eleştirmenleri, bu eğilimin krizin kök nedenlerinden ziyade semptomlarını ele almaya odaklanan bir yaklaşımı yansıttığına inanmakta ve devletin sürdürülebilir ekonomik ve sosyal çözümler sağlamak yerine ilaçlarla sosyal uyumu korumaya çalıştığını savunmaktadır.
Fiyat Verilerindeki Güven Açığı
Buna karşılık, bağımsız ekonomik kuruluşlar resmi rakamları sorgulayarak, gerçek enflasyon oranının açıklanan oranın neredeyse iki katı olduğunu tahmin ediyor.
Bu tahmin farklılığı, kamu güveninin kaybını pekiştiriyor ve özellikle son yıllarda ulusal para biriminin değerindeki sürekli keskin düşüş göz önüne alındığında, toplumsal kaygıyı daha da artırıyor.
Zayıf Para Birimi ve Yaşam Maliyeti
Türk lirası, 2022 ortalarından bu yana dolara karşı değerinin %130’undan fazlasını kaybetti ve bu durum temel mal ve hizmetlerin fiyatlarını doğrudan etkileyerek nüfusun büyük bir kesimini harcamalarını önemli ölçüde azaltmaya zorladı.
Ile ilgili:Kadınlar elli yaşından sonra neden kilo alırlar?
Analistler, satın alma gücündeki bu sürekli erozyonun psikolojik stresi körüklediğini ve ekonomik kaygıyı bir halk sağlığı krizine dönüştürdüğünü savunuyor.


